Marksizm, 19.yüzyıldan günümüze kadar ekonomik ve siyasal yapı tarafından benimsenmiş bir akım.
Bir de bunun dışında kurucusu belli olmayan ama herkesin ilgi ile izlediği ve benimsediği bir akım var. Marka akımı…
Marksist düşüncenin aksi olarak kapitalist sistemde yerini bulduğunu söyleyebileceğimiz bir pazarlama argümanı olarak karşımıza çıkıyor. Fakat sadece bu kapsamda değerlendirmek yetersiz olacaktır. Zira markasizm akımı diye tabir edilecek bu trend, hem pazarlamacılar haliyle hem de tüketiciler tarafından benimsenmiş, yıllardır çılgınlık derecesine varırcasına yayılmaya devam etmiştir. Dediğimiz gibi kurucusu belli olmayan ama zaman içinde yaşam tarzının ve alışkanlıkların, bağlılıkların ve sahiplenmenin getirdiği bir olgudur marka…
Marka bir yaşam süreci evrelerini taşır. Doğma, büyüme, gelişme, duraklama ve ardından ölüm veya yeniden gelişme şeklinde yaşam eğrisi vardır. İnsan hayatıyla eşdeğer süreçler geçirirler. Başarılı olan markalar ise insan ömürlerinden çok daha uzun yıllar hayatta kalabilirler. Bu şekilde bir çok marka vardır hayatımızda. Sektöründe bir akım yaratmış, tüketiciyle iç içe geçmiş markalardır bunlar. Massey Ferguson, Ford, Yapı Kredi Bankası,Aygaz, Coca Cola…
Bu markaların eski markalar olduğunu söylerseniz yanılmazsınız. Fakat bu markalardan daha eski, hatta dünyanın en eski ticari markasının ne olduğunu ve ne zamandan beri faaliyette olduğunu merak edeceksiniz! İnsan ömrü ile değil devletlerin ömrü ile ölçülemeyecek bir yaşam süreci. Evet bu marka İngiltere’nin bira markası BASS. 1777’den beri aynı isimle üretim yapılan bir marka. Dünyanın ilk ticari markası.
Marka olmanın verdiği gücü, heyecanı ve maddi getirisini yaşamak istemeyen firma yoktur sanırım. Marka rüştünü ispatlamış ürünlerin satış gayesinin olmadığı aşikardır. Müşteriyi aramak yerine müşterinin aradığı ürün olmak en büyük gurur kaynağı olsa gerek. Bu akım içinde yerini almak isteyen gerek üretici gerekse tüketici sayısı oldukça fazladır. Yeterki iyi bir markanın sahibi olsun. Gençlerden yaşlısına kadar herkes markanın bilincindeyiz. ‘Chicco’ markası ile büyümeye başlıyoruz ‘Amerikan bezi’ ile toprağa giriyoruz.
Bu bağlamda marka olmak gerekir mi konusundan ziyade markanın sağladığı faydanın boyutunu makro bazda gözler önüne sermek gerekiyor. Markayı alan ve satan açısından yararları zaten bilinmektedir. Daha çok marka akımının ülke bazındaki yarattığı ekonomik etkileri incelemekte fayda var.
Markanın pazarlamadaki gücü firmaların gücüne güç katarken, firmaların cirosal gücü ise ülke ekonomilerine güç katmaktadır. Bu güç öylesine kuvvetlidir ki kaba kuvvet ve silah ile müdahale edemediğiniz toplumları bile dize getirmek mümkündür. Herkesin bildiği ekonomik güce sahip ülkelerin marka bilinçlerini ve bu konudaki gelişmelerini görmek için aşağıdaki verileri incelemek gerekir. Interbrand’ın yaptığı araştırma sonuçları bizim için içler acısı diğer ülkeler için gurur verici tabloyu gözler önüne koymaktadır.
Hala üretim toplumu özelliğinden sıyrılıp pazarlama mantığı ile ticaret yapmayı kavrayamayan ülkemiz için örnek alınması gereken bir tablo…2006 yılının en değerli markaları sırasıyla aşağıdaki gibidir. Burada ülke bazında ve sektörel olarak, markaları değerleriyle birlikte yorumlamamız mümkündür. Hangi ülkenin kaç tane global markası olduğunu saymaya çalışmayınız. Bunlar aşağıdaki yüzdesel ve grafiksel olarak verilmektedir. Zira burda bilinmesi gereken adet veya rakamlardan çok hangi sektörde hangi ülkenin nasıl bu kadar başarılı olabildiğinin analiz edilmesi ve o markaların ülkeye kattığı katma değeri görebilmektir. İlk 3 markanın şirket ciroları Türkiye’nin ekonomi büyüklüğünü oluşturmaktadır. “3 marka => Türkiye” ( üç marka büyükeşittir Türkiye) gibi ortaya çıkan tablo artık bu konuda gerçekten bilinçlenmenin ve yatırım yapmanın geldiğinin net bir göstergesidir.
49.sırada yer alan “Accenture” ibareli markayı duyan var mı bilmiyorum ama markanın değeri 6,7 milyar USD ve marka değerindeki değişim oranı %10. Ben bu yazıyı yazdığım sırada Petkim 2 milyar USD’a satılmıştı.
Evet bu uzun listede Türkiye’ye ait bir marka görünmüyor. Umarım yakın zamanlarda bir Türk markasını bu listede görmek nasip olur.
Son günlerde daha çok büyük şehirlerde adına rastladığımız bir marka var. Sıcak bir kahve içmek için tercih ettiğimiz nezih bir ortam sunan bir kafe markası, Starbucks. Yukarıdaki listede 91.sırada ve dünyanın en iyileri arasında yer alan bir marka…Marka değeri 2005 yılına göre % 20 artışla 3 milyar Usd olmuştur.
Ayrıca 24.sırada yer alan ve yine aynı ülkenin markası. Kısa sürede her internet kullanıcısının parmaklarında dolaşan, herkesin başarısını taktir ettiği, dünyanın enhızlı büyüyen markası. Google. 2005 yılına göre marka değeri % 46 oranında artarak 12,3 milyar USD’a ulaşmıştır.
Sadece bu iki markanın Amerika Birleşik Devletleri’ne sağladığı ekonomik katkı milyar dolar seviyesindedir. Bu tamamen yaratıcı düşünce ile inovasyonel çalışmanın ürünüdür. Markanın oluşturulması ve konumlandırmasındaki stratejik kararların bütünüdür.
Marka değerinde artış olan firmaların yanında bir önceki yıla göre marka değeri % 16 düşen ford markası ve %12 değer kaybeden kodak markası bulunmaktadır.
Bunun yanında dünyanın en iyi markalarının dağılımını görmek için Interbrand firmasının çalışmasını aynen paylaşmak istiyorum. En yüksek pay sahibi ABD’nin ardından Almanya, Fransa, Japonya gibi bildiğimiz ülkeler gelmektedir.


0 yorum:
Yorum Gönder