Türkiye'de, Marka, Endüstriyel Tasarım ve Faydalı Model tescil süreci takribi 1 yıldır. Fakat Patent işlemleri bundan farklı olarak bazen 3-4 yıl sürebilmektedir. Bu süreç patent başvurunun incelemeli veya incelemesiz olmasına göre değişmektedir. İncelemesiz başvurular yurtdışı araştırmayı müteakip belgelendirme imkanı tanıdığı için süreç biraz daha kısa olmaktadır. fakat inceleme safhası da araştırma safhası kadar zahmetli ve uzun bir süreçtir. Zahmetli diyorum zira inceleyen kurum ve yetkili personelin konusunda uzman bir kişinin olması ve konuyu net olarak anlaması gerekiyor. Bu sektörle ilgili mühendislik kökenli personelin incelemesi gerekmektedir.
İnceleme safhasına gelmeden önce önemli bir basamak olan araştırma sürecinin nitelikli ve detaylı yapılması inceleme sürecini kolaylaştıracaktır. Bunun için yurtiçinde maalesef herhangi bir araştırma kurumu bulunmamaktadır. Bu işlemleri Türk Patent Enstitüsü'nün dahi yapamadığını belirtmek gerekir. Bu araştırma işlemleri tüm dünyadaki patent dökümanları baz alınarak yapılacağından buna ait arşivin güçlü olması gerekir.
Araştırma safhasının önemini vurgulamak açısından yukarıdaki konulara değinmek istedim. Bu gün itibariyle Amerika patent başvurusunda dünya liderliğini koruyor. Son yılda yapılan patent başvurusu kendi ülkelerinden 221.784 adet, yurtdışından yapılan müracaatlar ise 204.183 adet olmak üzere toplamda 425.967. Bunların içersinde Endüstriyel tasarımlar ile bitki türlerinin koruma patenti hariçtir. İkinci sırada ise takribi 350.000 başvuru ile japonya gelmektedir.
ABD patent ofisine yapılan bu kadar dosyanın araştırması ve incelemesi de epey işgücü maliyeti getirmektedir. Araştırmaların 900 uzman tarafından incelendiği patentlerde tescil sürecinin uzaması yetkilileri farklı konularda arayışlara itmiştir. Bu işyükü hafifletmek için öne sürülen bir görüş ise araştırmaların kamuya açılması ve bu konuda kamuoyunun fikrinin alınmasıdır. Böylelikle her araştırma dosyası eş zamanlı olarak internet sitesinden kamuya açılacak ve her kişi veya kurumun görüşleri alınacak. Böylelikle araştırmalar için görüş alınması mantığı ile iş yükünün hafifletilmesi öngörülmektedir. Tabiiki son söz yine enstitüde olacaktır. Ancak bu durumun diğer firmalar tarafından suistimal edilmesi ile kendi lehlerine kullanım yaratmaları endişe verici bir husus.
Hernekadar bu bilgileri araştırma safhasında kamuoyu ile paylaşmak riskli olsa da başvuru tarihi itibariyle korumanın başlaması gerçek haksahipleri açısından endişe yaratmayacaktır. Bence araştırmalarda bu yöntemin benimsenmesi doğru sonuçlara kısa sürede ulaşmak için ideal bir yoldur.
Pazartesi, Kasım 12, 2007
Patent Araştırması ve İncelemesi
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Pazartesi, Kasım 12, 2007
1 yorum
Cumartesi, Eylül 15, 2007
"DEVRİM"İ üretsek Frankfurt'ta olacaktık!
Dünyanın en büyük 3 fuarından biri olan Frankfurt araba fuarı konsept arabaların boy gösterdiği harika bir fuar. Çin'den bile arabalar var. Fakat tabiki Türkiye'nin kendine ait bir arabası, arabası olmayınca da doğal olarak bir markası da yok. Belki 1961 yılında devrim ayakta kalsaydı böyle olmayacaktı. Anadol bile yok oldu gitti.
Fakat üzülmeyin MALKOÇLAR OTO DÖŞEME İNŞAAT GIDA PETROL ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ firması "devrim" markası ile araba üretmeye başlayacak. Markayı tekrar canlandırma hazırlıkları olan firmanın 2006 yılında devrim markasını tescil ettiğini görüyoruz. Bunun yanında ertex, etox, cumhuriyet, ceylan gibi markalar için yine tescil işlemleri ve marka oluşum gayretleri olduğunu görüyoruz. Ne diyelim Koç ve Sabancı Holding ithalata devam etsinler...
Çoğu insanın daha otomobil kullanmayı bilmediği bir zamanda, 1961 yılında 23 türk mühendise bir toplantı için ankara gidecekleri söylenir. mühendislere tamamen türkiye üretimi olacak devrimlerin geliştirilmesi görevi verilir.
projenin tamamlanması için verilen süre 129 gündü. devrimler 29 ekim 1961'de cumhuriyet bayramında kullanılacaklardı. toplantıya katılanlar bu sürenin yetersiz olduğunu düşünseler de çalışmalar başladı.
basın, politikacılar, sanayiciler hep bu projenin başarısız olacağından söz ediyor, tamamen yerli bir otomobilin üretilmesinin mümkün olamayacağını söylüyorlardı.
derken 129 gün geçiyor. 29 ekim 1961 günü devrimler, türkiye'de üretilmiş kendi motorlarının gücü ile bayram törenlerine katılıyorlar.
aslında sorunsuz olarak çalışan devrimler, taşınırken bir tehlike oluşmaması için trene benzinsiz olarak koyuluyorlar.
bayram sabahı törene götürülürken devrimlere eşlik eden eskort ekibinin benzin alınması gerektiğini bilmemesi yüzünden yakıt alınamıyor. tören alanında benzin bitiyor ve ertesi gün gazetelerde "100 metre gidip bozuldu" diye haberler cıkıyor.
1961 yılında 4 adet üretilen devrim adlı otomobillerden günümüze bir tanesi ulaşmıştır ve şu anda eskişehir demiryolu fabrikaları müzesinde (tülomsaş müzesi) sergilenmektedir.
Kaynak:www.bildirgec.org
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Cumartesi, Eylül 15, 2007
0
yorum
Cuma, Eylül 07, 2007
CISCO MARKASININ DEĞERİ !

Marka konusunda sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmekte olan ülkelerin de enazından bu konudan haberdar olduklarını görebilirsiniz. Bunun için aşağıdaki Azerbeyan'a ait haberi okumanızı tavsiye ediyorum.:)
CISCO TICARƏT MARKASININ DƏYƏRI 19,1 MILYARD DOLLARDIR
Cisco ticarət markasının dəyəri 19,1 milyard dollardır Cisco brendi artıq yeddi ildir dünyanın iyirmi ən dəyərli ticarət markaları sırasına daxildir
Cisco ticarət markasının dəyəri 9% artaraq 19,1 milyard dollara çatmışdır. Nəticədə, Cisco ticarət markası ardıcıl olaraq, yeddi il ərzində “Biznesuik” jurnalının rəyinə görə dünyanın iyirmi ən dəyərli ticarət markaları sırasına daxil olur.
Cisco-nun marketinq üzrə baş direktoru Syu Bostromun (Sue Bostrom) sözlərinə görə, “Ticarət markası – şirkətimizin vacib aktivlərindəndir. Dünya səviyyəli məhsullar, istedadlı və ümumi fəaliyyətə sadiq əməkdaşlar, düzgün strategiya – bunların hamısı brendimizi dünyada ən yaxşılarından edən faktorlardır”.
Cisco-nun korporativ marketinq üzrə vitse-prezidenti Merilin Merseronun (Marilyn Mersereau) sözlərinə görə, “Cisco ticarət markasının dəyəri sadəcə elan və onun irəliləməsinə sərf edilən səylər üzərində qurulmur, o, bir çox hallarda müştərilərlə həyata keçirilən çoxillik zəhmətli fəaliyyət nəticəsində qazanılan yüksək etibardan asılıdır. Maraqlıdır, lakin bu faktdır: brendimiz hətta çoxişlənən malların satılmasılə məşğul olan şirkətlər arasında da yüksək qiymətləndirilir. Cisco-nun insanları birləşdirən şəbəkənin qurulması, və unifikasiya edilmiş texnologiyalar və Cisco telepresence kimi məhsulları və texnologiyalarının hazırlanması kimi təşəbbüsləri onu göstərir ki, şirkətimiz insanlar arasında mövcud olan əlaqənin təkmilləşdirilməsi üzərində təkidlə işləyir”.
Cisco-nun brend strategiyası üzrə məsələlərinin baş direktoru Monika Malbri (Monique Mulbry) qeyd edir ki, “Əvvəllər Cisco ticarət markası texniki mütəxəssislərə və iri korporasiyalara istiqamətlənirdi. Maraq dairəmizə kiçik və orta müəssisələri, həmçinin fərdi istehlakçıları daxil edərək, marketinqə və ticarət markasına olan yanaşmamızı dəyişməyə bilməzdik. Bu istiqamətdə ilkin addımımız insanları birləşdirən şəbəkə və loqotipin dəyişdirilməsi fikri olmuşdur. Bu brendimizin dəyərinin artırılmasına təsir etmişdir”.
2007-ci ilin 26 iyul tarixində “Bizneuik” jurnalı tərəfindən dərc edilmiş ticarət markalarının illik icmalı “Interbrand Corporation” qlobal konsaltinq şirkətilə yaxın əməkdaşlıq çərçivəsində yaradılmışdır. Interbrand Corporation şirkəti korporativ brendlərin dəyərlərini açıq məlumat, dərc edilən gəlirlər proqnozları və bazar liderliyi kimi göstəricilər əsasında hesablayır.
forumda müzakirə et çap versiyası
Kaynak: http://www.mak.az/
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Cuma, Eylül 07, 2007
0
yorum
Perşembe, Ağustos 09, 2007
Sıkı dostlar: Marka ve Reklam
Haliyle bunlar birbirinden ayrılmaz iki dost, birbirini tamamlayan birer çift, iktisadi anlamda tamamlayıcı mallar gibidir :)) Markasız reklam, reklamsız marka düşünülemez. Konumlandırması sağlıklı yapılmış bir markanın en iyi destekçisidir reklam... Hele hele bu reklam çalışmaları "frederiksamuel" gibi profesyonel kişiler tarafından yapılırsa başarısız olmak sözkonusu değildir. Başka bir blogtan ismini gördüğüm http://www.frederiksamuel.com/, gerçekten güzel çalışmalara imza atmış. Zaten outdoor çalışmalarını herzaman beğenmişimdir...

Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Perşembe, Ağustos 09, 2007
0
yorum
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
Zimbabwe ile Maastricht arası nekadar?
Aşağıdaki haberi okuyunca ilk öncelikle böylesine demokratik ve gelişmiş bir ülkede yaşadığıma şükür ettim. Siyah ile beyazın bile bu kadar farklılığını hissetirdiğini hatırlamıyorum.
Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip Zimbabwe ‘nin yıllık enflasyon oranı % 5000 seviyesindeymiş. Peki gelişmiş ülkelerdeki enflasyon oranı nasıl. % 3 seviyelerinde…
1993 yılında imzalanan Maastricht Anlaşmasına göre “AB üyeliğine katılması planlanan ülkelerin enflasyon oranları en düşük enflasyona sahip 3 ülkenin enflasyon oranınlarının aritmetik ortalamasından % 1,5 bandında farklılık arzedebilir” diye bir madde bulunmaktadır.
Zimbabwe ile Maastricht arası demek ki çok uzak?
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/7002253.asp?gid=196&a=850036
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
1 yorum
Perşembe, Temmuz 12, 2007
Marka Akımı
Marksizm, 19.yüzyıldan günümüze kadar ekonomik ve siyasal yapı tarafından benimsenmiş bir akım.
Bir de bunun dışında kurucusu belli olmayan ama herkesin ilgi ile izlediği ve benimsediği bir akım var. Marka akımı…
Marksist düşüncenin aksi olarak kapitalist sistemde yerini bulduğunu söyleyebileceğimiz bir pazarlama argümanı olarak karşımıza çıkıyor. Fakat sadece bu kapsamda değerlendirmek yetersiz olacaktır. Zira markasizm akımı diye tabir edilecek bu trend, hem pazarlamacılar haliyle hem de tüketiciler tarafından benimsenmiş, yıllardır çılgınlık derecesine varırcasına yayılmaya devam etmiştir. Dediğimiz gibi kurucusu belli olmayan ama zaman içinde yaşam tarzının ve alışkanlıkların, bağlılıkların ve sahiplenmenin getirdiği bir olgudur marka…
Marka bir yaşam süreci evrelerini taşır. Doğma, büyüme, gelişme, duraklama ve ardından ölüm veya yeniden gelişme şeklinde yaşam eğrisi vardır. İnsan hayatıyla eşdeğer süreçler geçirirler. Başarılı olan markalar ise insan ömürlerinden çok daha uzun yıllar hayatta kalabilirler. Bu şekilde bir çok marka vardır hayatımızda. Sektöründe bir akım yaratmış, tüketiciyle iç içe geçmiş markalardır bunlar. Massey Ferguson, Ford, Yapı Kredi Bankası,Aygaz, Coca Cola…
Bu markaların eski markalar olduğunu söylerseniz yanılmazsınız. Fakat bu markalardan daha eski, hatta dünyanın en eski ticari markasının ne olduğunu ve ne zamandan beri faaliyette olduğunu merak edeceksiniz! İnsan ömrü ile değil devletlerin ömrü ile ölçülemeyecek bir yaşam süreci. Evet bu marka İngiltere’nin bira markası BASS. 1777’den beri aynı isimle üretim yapılan bir marka. Dünyanın ilk ticari markası.
Marka olmanın verdiği gücü, heyecanı ve maddi getirisini yaşamak istemeyen firma yoktur sanırım. Marka rüştünü ispatlamış ürünlerin satış gayesinin olmadığı aşikardır. Müşteriyi aramak yerine müşterinin aradığı ürün olmak en büyük gurur kaynağı olsa gerek. Bu akım içinde yerini almak isteyen gerek üretici gerekse tüketici sayısı oldukça fazladır. Yeterki iyi bir markanın sahibi olsun. Gençlerden yaşlısına kadar herkes markanın bilincindeyiz. ‘Chicco’ markası ile büyümeye başlıyoruz ‘Amerikan bezi’ ile toprağa giriyoruz.
Bu bağlamda marka olmak gerekir mi konusundan ziyade markanın sağladığı faydanın boyutunu makro bazda gözler önüne sermek gerekiyor. Markayı alan ve satan açısından yararları zaten bilinmektedir. Daha çok marka akımının ülke bazındaki yarattığı ekonomik etkileri incelemekte fayda var.
Markanın pazarlamadaki gücü firmaların gücüne güç katarken, firmaların cirosal gücü ise ülke ekonomilerine güç katmaktadır. Bu güç öylesine kuvvetlidir ki kaba kuvvet ve silah ile müdahale edemediğiniz toplumları bile dize getirmek mümkündür. Herkesin bildiği ekonomik güce sahip ülkelerin marka bilinçlerini ve bu konudaki gelişmelerini görmek için aşağıdaki verileri incelemek gerekir. Interbrand’ın yaptığı araştırma sonuçları bizim için içler acısı diğer ülkeler için gurur verici tabloyu gözler önüne koymaktadır.
Hala üretim toplumu özelliğinden sıyrılıp pazarlama mantığı ile ticaret yapmayı kavrayamayan ülkemiz için örnek alınması gereken bir tablo…2006 yılının en değerli markaları sırasıyla aşağıdaki gibidir. Burada ülke bazında ve sektörel olarak, markaları değerleriyle birlikte yorumlamamız mümkündür. Hangi ülkenin kaç tane global markası olduğunu saymaya çalışmayınız. Bunlar aşağıdaki yüzdesel ve grafiksel olarak verilmektedir. Zira burda bilinmesi gereken adet veya rakamlardan çok hangi sektörde hangi ülkenin nasıl bu kadar başarılı olabildiğinin analiz edilmesi ve o markaların ülkeye kattığı katma değeri görebilmektir. İlk 3 markanın şirket ciroları Türkiye’nin ekonomi büyüklüğünü oluşturmaktadır. “3 marka => Türkiye” ( üç marka büyükeşittir Türkiye) gibi ortaya çıkan tablo artık bu konuda gerçekten bilinçlenmenin ve yatırım yapmanın geldiğinin net bir göstergesidir.
49.sırada yer alan “Accenture” ibareli markayı duyan var mı bilmiyorum ama markanın değeri 6,7 milyar USD ve marka değerindeki değişim oranı %10. Ben bu yazıyı yazdığım sırada Petkim 2 milyar USD’a satılmıştı.
Evet bu uzun listede Türkiye’ye ait bir marka görünmüyor. Umarım yakın zamanlarda bir Türk markasını bu listede görmek nasip olur.
Son günlerde daha çok büyük şehirlerde adına rastladığımız bir marka var. Sıcak bir kahve içmek için tercih ettiğimiz nezih bir ortam sunan bir kafe markası, Starbucks. Yukarıdaki listede 91.sırada ve dünyanın en iyileri arasında yer alan bir marka…Marka değeri 2005 yılına göre % 20 artışla 3 milyar Usd olmuştur.
Ayrıca 24.sırada yer alan ve yine aynı ülkenin markası. Kısa sürede her internet kullanıcısının parmaklarında dolaşan, herkesin başarısını taktir ettiği, dünyanın enhızlı büyüyen markası. Google. 2005 yılına göre marka değeri % 46 oranında artarak 12,3 milyar USD’a ulaşmıştır.
Sadece bu iki markanın Amerika Birleşik Devletleri’ne sağladığı ekonomik katkı milyar dolar seviyesindedir. Bu tamamen yaratıcı düşünce ile inovasyonel çalışmanın ürünüdür. Markanın oluşturulması ve konumlandırmasındaki stratejik kararların bütünüdür.
Marka değerinde artış olan firmaların yanında bir önceki yıla göre marka değeri % 16 düşen ford markası ve %12 değer kaybeden kodak markası bulunmaktadır.
Bunun yanında dünyanın en iyi markalarının dağılımını görmek için Interbrand firmasının çalışmasını aynen paylaşmak istiyorum. En yüksek pay sahibi ABD’nin ardından Almanya, Fransa, Japonya gibi bildiğimiz ülkeler gelmektedir.

Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Perşembe, Temmuz 12, 2007
0
yorum
Çarşamba, Mart 07, 2007
Fısıldaşan
Markalar !
Pazarlamada yeni gündeme gelen bir kavram ise "WOMM" (ağızdan ağıza pazarlama) kavramı. Türkiye için güzel bir pazarlama argümanı. Bunu doğru uygulayabilen firmalar oldukça başarılı olacaktır. Şimdiden markaların fısıldaşmalarını duyar gibi oluyorum. Bu fısıltılar çığlıklara dönüşmeye başlayacak moda etkisi yaratarak ivme kazanacaktır. Fısıltı halkaları birbiri ardına geldikçe kartopu gibi büyüyücektir. Buyrun www.fikrimmuhim.com adresine...
George Silverman: WOMM sihirdir!
06.03.2007 MediaCat’in, Bonus Akademi’nin işbirliğiyle düzenlediği WOMM (ağızdan ağıza pazarlama) konferansı, bugün Swisôtel’de gerçekleştirildi. Türkiye’de bu konuda yapılan ilk büyük etkinlik olan Konferansın en önemli konuşmacısı olan George Silverman, imkansızın mümkün olduğunu gösterdiği için WOMM’un sihir olduğunu söyledi.
Sunuculuğunu Cenk ve Erdem ikilisinin yaptığı etkinliğe MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan ve Garanti Ödemeler Sistemi Genel Müdürü Mehmet Sezgin’in açılış konuşmalarıyla başlandı.
Bu konuşmalardan sonra sahneye, aynı zamanda bir illüzyonist de olduğu için ‘ağızdan ağıza pazarlamanın sihirbazı’ diye de anılan George Silverman çıktı. ‘WOMM Nedir?’ başlıklı konuşmasına bir illüzyon numarasıyla başlayan Silverman, WOMM’un markalara tüketiciyle doğru ve kârlı bir iletişim kurmada önemli avantajlar sağlayan sihirli bir alternatif mecra olduğunu dile getirdi.
‘WOMM Ölçülebilir’ başlıklı konuşmasında Dr. Walter J. Carl, ağızdan ağıza pazarlamanın etkileri ve bu etkininin ölçülebilirliği üzerine çeşitli araştırmalardan örnekler verdi. Efsane WOMM kampanyalarının fikir babası Dave Balter ise dünyanın en itibarlı markaları olan Anheuser-Busch, Levi Strauss ve Ralph Lauren gibi markalara uyguladıkları yaratıcı pazarlama fikirlerini ‘Başarılı WOMM Kampanyaları’ başlığı altında katılımcılarla paylaştı.
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Çarşamba, Mart 07, 2007
0
yorum
Cumartesi, Mart 03, 2007
Markaların Geleceği
Marka 2006
Konferans Notları
2.GÜN : 08.12.2006
Konuşmacı : Moti SHAHANİ (Reinvention: Markaların Geleceği)
Stratejist
Görüşleri :
Büyük markaların yeniden icat edilerek, nasıl daha güçlü bir marka yapısına kavuştuklarını anlatacak olan SHAHANİ, yeniden icat etmede radikal ve kreditif olmak gerektiğini düşündüğünü belirterek sözlerine başladı. Yeniden icat, taklit etmek ya da takip etmek değildir, icat etmek nereden gelindiğini, nereye gidildiğini tayin etmektir diyerek, bunun 4 düzeyi olduğunu belirtti.
- YARATMAK(Create)
- ZORLAMAK(Challenge)
- DEĞİŞTİRMEK(Change)
- PARAYA ÇEVİRMEK(Capitalise)
YARATMAK, yeni bir fikir, yeni bir vizyon oluşturmak, farklı bir model sunmak, ZORLAMAK, nereye gittiğini göstermek ve bunun için gerekli olan kalıpları kırmak, DEĞİŞMEK, güçlü ve zayıf yönleri keşfetmek ve farklılık kazandırmak, PARAYA ÇEVİRMEK, farklı ürün ve hizmetlerin alternatif fiyat değerlendirmelerinde bulunarak , herkese ulaşabilir olmasına yöne vermektir dedi.
Gelecekte dünyayı bekleyen birçok gerçeği şimdiden göremez ve buna yönelik değişim ve gelişimlere uğrayamazsak, toplumsal etki ile paylaşımda bulunup kalıpları kırmazsak yok olmayı şimdiden göze almışsızdır diyerek dünyada bu yönde yapılan kampanya ve sosyal sorumluluk projelerinden bahseden konuşmacı, markaların yeniden icata ne zaman başlaması gerektiğini sorusuna, krize girdikleri zaman yanıtını verdi.
Türkiye’de tüm markaları temsil edecek bir imge bulamadığına değinen konuşmacı, Türkiye’de şirketlerin yabancı markalarla rekabette zorlanmaya başladığında , “ Yeniden icata yönelmelidir şeklindeki görüşlerini dile getirdi. SHAHAN , konuşmasında, özellikle Apple’ın ve Afrika’da AIDS’le mücadele için gerçekleştirilen “RED” kampanyasına da değinerek “ Tüm sektörlerde yeni alanlara yönelmek daha fazla karlılığın en önemli yolu’dur” dedi.
İPOD örneğinde, Apple’ın Pazar payının ciddi oranlarda düştüğü bir dönemde Ipod’u piyasaya sunarak, yeniden yükselmeye dikkat çeken konuşmacı, Ipod ile müzik piyasasının nasıl değiştiğini örneklerle dinleyicilere aktardı. Ve Ipod çıktığından beri Apple’ın hisselerinin 8 kat değer kazandığını sözlerine ekledi.
Aynı şekilde ABD’de bir buçuk ay önce başlayan (RED) kampanyası ile dünyanın ilgisinin yeniden Afrika’daki AIDS sonununa çekildiğini kaydederek, American Ekspresten Armani’ye kadar bir çok ünlü marka ile anlaşarak, satılan ürünlerden elde edilen gelirin hem AIDS vakfına aktarıldığı hem de markalar için olumlu katkı sağlandığını belirterek yeniden icat budur diyerek, dinleyicilerin dikkatini çekecek farklı açıklamalarda bulundu
Örneklendirmede bulunduğu faaliyetlere maliyet acısından olumsuz bakan markaların yaratıcılığını öldürdüğünü düşünen konuşmacı, bu yönden bakıldığında markaların gelecek planlarında toplumsal veya firma olarak bazı teknik hatalar yaptığını söyledi. Gerekiyorsa yaratıcılığı kullanarak, kalıpları kıracak faaliyetlerde bulunun ve yenilikleri icat etmekten de korkmayın diyerek sözlerine devam etti.
Yaşam içinde ticaret-tüketim olduğu kadar ; sorumluluk taşımamız gereken ve bu açıdan markaların biraya gelmesinde öncülük oluşturulmasından yana olduğunu belirten SHAHANİ, markaların geleceğe yönelik yapacak oldukları yatırımlarda denenmemiş şeyleri deneyerek, ya da denenmiş şeyleri iyileştirip ve geliştirerek , sisteme güç katılabilir diyerek sözlerini tamamladı.
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Cumartesi, Mart 03, 2007
0
yorum
Cumartesi, Şubat 10, 2007
Turquality Projesi
Marka ile ilgili çalışmalara başlamadan önce herkesin bilmesi gereken bir konu hakkında sizlerle aşağıdaki bilgileri paylaşmak istedim. Türkiye'nin uluslarası marka olma çalışmalarında önemli bir unsur. Bilgi edinilmesi ve mutlaka okunulması gereken bir konu...TURQUALITY®
Kürşat Tüzmen'nin gerek bu konuda gerekse diğer konulardaki çalışmaları yadsınamaz.
TURQUALITY®’ye neden ihtiyaç duyuldu?
Bilindiği üzere, günümüzde gittikçe ağırlaşan rekabet koşulları
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Cumartesi, Şubat 10, 2007
0
yorum
Cumartesi, Ocak 27, 2007
Markasizm
Markaların sihirli dünyası...
Gönderen
Kemal AYYILDIZ
zaman:
Cumartesi, Ocak 27, 2007
0
yorum

